Umut yok, haydi dağılın, herkes işine baksın !
Malumunuz %51′ i yakalamanın mecburi olduğu bize özgü seçim sisteminde bir çok siyasi parti kuruldu.
Bu gün kurulan siyasi partilerin bu sistem içinde yapacakları nedir diye baktığımızda benim bakış açımdan şöyle bir tablo çıkıyor.
Partilerin adı bile tam akılımızda olmadığı için genel başkanlar üzerinden olaya bakalım.
Ayrıca partiler son yıllarda sivil toplum örgütü(STK) gibi oldu partiye girenlerde birer aparat ve dolgu malzemesi gibi olduğu için genel başkanların isimleri üzerinden analiz yapmak yeterli diye düşünüyorum.
AHMET DAVUTOĞLU:
Sayın Davutoğlu’nun ülkenin bu günlere gelmesindeki payı sayın Erdoğan kadar vardır.
Bu gün BOP belasını da, derin orta doğu bataklığına girmemize de, ülkenin şeriatçı- ihvancı bir iklime girmesinde de çok büyük payı vardır.
Bu olayları sayın Erdoğan’la birlikte tasarlamış ve uygulamıştır.
Sayın Erdoğan ”Parti benim, ben seni ,istediğim gibi kullanırım, sen biraz fazla öne çıktın elimden kayabilirsin” mesajını içine sindiremediği için partini sahibi tarafından kapının önüne konulmuştur.
Davutoğlu bu gün ne söylerse söylesin, hatta el değmemiş mahrem sayın Erdoğan bilgilerini (S.Peker gibi…) de konuşsun bir hükmü ve inandırıcılığı yoktur.
Adama sorarlar, soruyorlar da ”Madem bu kadar yanlış, eksik ve ülkeyi uçuruma sürükleyen konuları biliyordun da ,o gün neden ses vermedin, o gün neden konuşmadın, isyan etmedin?”
Davutoğlu ve ekibi bir STK görevi yapar seçime girer partisi binde beşle yüzde bir buçuk arasında bir oy alır, yetmiş yılda yüzlerce parti gibi kaybolmuşlar arasında yerini alır.
ALİ BABACAN:
Davutoğlu için yazdıklarım aynen onun içinde geçerlidir. Onun da, partisinin de sonu aynı Davutoğlu gibi olacaktır.
MUHARREM İNCE:
Evet bizim mahallenin yaramaz çocuğu verilenlerle yetinmeyip ”ben daha çok isterim” diye iştahla yola çıkıverdi.
En son İzmir il kongresinde Tunç Soyer’e söyledikleri kavgaya çok müsait sokak diliyle çamuru seven biriyim mesajını verdi.
Lider olmak parti içinde çıkış yapmakla, özellikle CHP içinde çıkış yapmakla olur.
İcazetle olmaz, iradeyle ve dirayetle olur.
Nasıl ki 1970’li yıllarda sayın Ecevit koskoca İnönü’ye ”Sayın genel başkanım biz özgür bir partinin özgür bireyleri mi olacağız, yoksa sizin kapı kulunuz mu?” diyerek çıktığı yolda programlı, kadrolu, ideoloji dolu ve hedefli çıkışı parti içinde ona bir yer edindirdi.
Onun bu haklı, tutarlı, programlı ve ülke gerçeklerine ses veren tavrı Ecevit olmasının yolunu açtı.
Sayın İnce ise siyasette ince işlerin sadece futbolda geçerli olduğunun, siyasette çok yerinin olmadığının farkında değil.
Sen CHP’ de gençliğinden beri her görevi yapmışsın, parti içinde verilen görevlere rıza göstermişsin, parti düzeninin sarsılmaz bozulmaz bir parçası olmuşsun.
Bir gün bu neden böyle oldu dememişsin, sormamışsın sorgulamamışsın.
Düzen sana uygun olduğu sürece sesini çıkarmamışsın.
Ne zamana kadar?
Sayın Kılıçdaroğlu’nun mütevazi, alçak gönüllü, sinirleri alınmış parti genel başkanlığından faydalanarak verilenlerle yetinmemişsin ”Ben buradayım” diyerek gene icazetle aday olmuşsun.
Hatta ”Gel Muharrem İnce sen adayımızsın” söylemine de kuzu kuzu icabet etmişsin.
Yani son güne kadar düzenin parti içindeki yerini kabul etmişsin.
Peki ne olmuş?
Sen aday olmuşsun, adaylığın sürecinde toplumsal muhalefetin susamışlığının önüne sen çıkmışsın.
Sanmışsın ki bu ilginin, alakanın hepsi Muharrem İnce’nin.
Oysa o selin içinde o kadar çok birbirine benzemezler bir araya gelmişti ki bunu benim anlatmama gerek yok herkes biliyor.
Bozkurt’taki,Ayancık’taki sel gibi
Şimdi anladığım kadarıyla milletvekili adayı olmayacaksın Cumhurbaşkanı adayı olacaksın, hatta cumhurbaşkanı olacaksın ! Şimdiden Esad’ı çağırdığına göre!
Bu durumda CHP’ de aday olduğunda aldığın oyun aynısını alman gerekir bu da seni ikinci tura götürür.
Peki ben ne olacağını söyleyeyim.
Kılıçdaroğlu sakin güç, duygularından çok akılla hareket eden ve sabırlı birisi.
Sanki sinirleri doğuştan alınmış.
CHP ve Kılıçdaroğlu ve de Millet İttifakı, R.T.Erdoğan karşısına kazanabilecek, birbirine benzemeyen Türkiye muhalefetini de yanına alabilecek bir adayla yola çıkacaktır.
Bu durumda sol, Atatürkçü, Kemalist ,seküler kesim, liberaller ve de seküler sol Kürt seçmen bu adayın etrafında toplanacaktır.
Tıpkı Muharrem İnce’nin CHP adayı olduğunda toplandığı gibi.
Muharrem İnce ise ilk turda %1 ile %8 arasında bir oy alacaktır, ikinci turda eğer duygularına esir olmazsa bu günkü gibi sinirlerine yenik düşmezse ikinci turda millet ittifakının adayını destekleyecektir.
Tersi olursa hiç şaşırmam.
MUSTAFA SARIGÜL:
Sayın Sarıgül, CHP’nin kendisini Şişli adayı yapmadığında bir gecede sarı atkıları çıkarıp ertesi gün mavi atkılarla toplantı yaptığında bitmişti.
Çünkü siyaset doğrultu tutarlılığı ister.
Bundan dolayı ben sayın Sarıgül’ün ülke siyasetinde söz sahibi olacağı kanaatinde değilim.
Belki bu günkü tanınmışlığıyla bir ittifak içinden milletvekili adaylığına partisini feda edebilir.
Çünkü daha evvel böyle olmuştu.
———————————–…
Bütün bunların sonunda öteden beri savunduğum ve iki kere de yazdığım tezim ise şu.
Bu gün ülkemizdeki tek adam rejimi ülkenin her şeyini avucunun içine almıştır.
O avucu da batılı emperyalist ülkeler avuçlarının içinde tutmaktadır.
Bu gün ülkenin dağının, taşının, suyunun ormanının, hazinesinin, merkez bankasının, kısaca börtünün, böceğin, yargının ne varsa sahibi sayın Erdoğan’dır.
İlk defa batı kurumsal yapıların çöktüğü, tek adamın ülkeye hakim olduğu tipik bir orta doğu emirlikler ülkesi gibi tek adamı muhatap almış durumdadır.
Bu gün batıyla ve de ABD’yle yapılan anlaşmaların içeriğini muhalefet bile bilmiyor. (En canlı örnek Biden olayı ve İngiltere savunma bakanının Afgan göçmenlerle ilgili yapmış olduğu açıklama…Doğruysa utanç vericidir.)
Ülke tek adamın iradesinin esiridir.
Böyle bir ortamı batılı emperyalist ülkeler ilk def yakalamış durumdadır.
Bu durumun devam etmesini o kadar çok isterler ki, devam etmesi içinde ellerinden ne geliyorsa yapacaklardır.
Çünkü onların derdi bu ülkede demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin olmasından ziyade ülkenin bulunmuş olduğu bölgesel yapıda ki kritik konumudur ve bu konumun onların çıkarlarına uygun olmasıdır.
Batı bu ülkeye şeriat gelmesinden en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır, bu günkü tek adam rejiminden rahatsızlık duymadıkları gibi.
Liberallere, tatlı su solcularına, sayın İnce ve sayın Sarıgül’e duyurulur.
Ülkenin bu durumundan çok memnunlar, tek adamla bu güne kadar istedikleri gibi Türkiye’yi çekip çevirdiler.
Bu durumda sayın Erdoğan’dan kaçan %27′ lik bir kitlenin tekrar geri gelmesi ve sayın Erdoğan’a oy vermesinin bir kaç oluru vardır.
1- Tulumbada su yoktur ve su acil olarak gelmelidir. Yani ülkenin dış kaynağa ihtiyacı vardır. Bu kaynak IMF’den olur, Arap sermayesi içinde dolanan bir trilyon dolar deli para olur. Bu para batı için çekirdek parasıdır anında bunu bulacaklardır.
2- Pandemiden kaynaklanan aşısızlık ve salgının sosyal yapıda yarattığı dengesizlik. Bu da kolay aşı var, yoksa da bulunur, sayın Erdoğan daha aşılanmayan yirmi milyon kişinin daha çok dinci kesim olduğunu biliyor. Çıkar bir ayet okur, aşılanmanın tanrının/allahın emri olduğunu kuranın da buna cevaz verdiğini söyler o kesim tıpış tıpış gider aşılarını olur. Toplumsal travma azalır sosyal yapı tekrar eskiye döner. Bu da sayın Erdoğan’ın hanesine yazılır.
Halkın enflasyon karşısında ezildiğini, maaşların eridiğini, alım gücünün yok olduğunu onlar çok iyi biliyor.
Seçime altı ay kala gelen paradan emekliye ve memura işçiye %50 zam yapar ve halkın dertli olan yanlarına bu paraları akıtır kendisinden kaçan %27′ nin büyük çoğunluğunu geri alır ve tekrar seçilir.
Bu benim tezim ve öteden beri savunuyorum.
Sebebi de, batılıların dediği gibi ”Bizim için Türkiye Türklere güvenilemeyecek kadar önemli bir ülkedir.” dedikleri için bu gün için tek adamı istedikleri gibi avucunun içine almış bir batı onunla devam edecektir.
Nasıl avucunun içine aldılar konusunu bu ülkede bilmeyen varsa o ya geri zekalıdır, ya da troldür, rol yapıyordur.
Sonuç: Ben 2023 seçimlerinde bu tablonun değişeceği kanaatinde değilim. Bu ülkenin yönetim biçimi Putinvari daha da demokrasinin yok edildiği, özgürlüklerin bu günden daha geri gittiği bir şekilde batı ve emperyalist (özellikle ABD’ nin) ülkelerin avucunun içinde orta doğu ve ön Asya çıkarlarına hizmet eden tek adam rejimiyle yoluna devam edecektir.
Buradan çıkış var mıdır, ben bilmiyorum.
Hele solun, muhalifim diyenlerin bu kadar çok satışa geldiği, karşı tarafın oyununun bir parçası olmak için heveslendiği bir ortamda sayın Erdoğan’ı yenmek mümkün değil.
NOT: 24 ağustos günü yani bu gün, gazeteci Ayşenur Aslan’ın ”AKP yeniden HDP ve FETÖ ile diyalog kuracak, iktidarda kalmak için buna ihtiyacı var” anlamına gelen iddiaları olmuş.
Ben bu konuda iki defa yazı yazdım aylardır dostlarımla konuluyorum yukarıdaki yazımda da iddia ettiğim gibi batı ve emperyalist ülkeleri AKP ile 2023 te devam edecektir. Böyle bir iktidarı istediğini istediği şekilde yaptırdığı bir iktidarı bulması mümkün değil. Ben de aynı kanatteyim.
1-Par muslukları açılacak.
2-Enflasyıona vatandaş ezdirilmeyecek.
3-Maaşlara ve emekçi maaşlarıan zam yapılacak.
4-FETÖ ile barıştık deb bnilecek,gerekirse fethullah gülen ülkeye getirilecek.
5-Af çıkarılacak, FETÖ ve HDP’liler hapisten çıkarılacak.
6-Siyasal ortam yumuşatılacak
7-Yeni sayfa açtık herkesi kucaklıyoruz denilecek.
Bu atmosferde 2023 yılına seçime gidilecek.
Tekrar Sayın Erdoğan tek adam olacak ve batının ve emperyalistlerin orta doğu, ön Asya,kuzey Afrika bekçiliği devam edecek.