Haziran 29, 2024

Umutlar yarınlara kaldı.

ile mehmet yüceer

1964 yılında ilkokula başladığımda köyümde ilk okul yoktu.

Yoksulluk diz boyuydu.

Köyde bulunan herkes yamalı pantolon, ceket, kara lastik, yakaları tiftiklenmiş gömlek giyerdi.

Bazıları da şeker çuvalından uydurma gömlek pantolon yapar giyerlerdi.

Yemek olarak çorba yanında da mevsimine göre çıkan sebzeden bir yemek olurdu.

Et yemek senede bir kere ya olurdu ya olmazdı.

Para yoktu çerçi köye geldiğinde yumurtayla alışveriş yapılırdı.

Bu şartlarda on iki çocuk her sabah beş kilometre yürüyerek yanımızdaki Bağtaşı (Gibis) köyüne giderdik.

Sabah giderdik, akşam dönerdik.

Köyün iki öğretmeni vardı ve iki sınıflı bir okulda okurduk.

Bir oda da bir, iki üçüncü sınıflar, ikinci oda da ise dört ve beşinci sınıflar okurdu.

Okulda ceza olarak dövmenin yanında falaka da vardı.

Sigara içen Bilal ve Mehmet adında iki sınıf arkadaşımın kara tahtanın önünde falakaya yatırılıp dövüldüğüne şahitlik ettim.

O zaman okula başlamada yaş sınırı yoktu.

Aynı sırada ben altı yaşındayken on bir on iki yaşında çocuklarda ilkokul birinci sınıfa başlamışlardı.

Öğlenleri köydeki çocuklar evlerine yemek yemeye giderdi dışarıdaki köylerden gelen çocuklar ise köyden getirdiği kuru ekmek ve çökelikle öğlen yemeği yerlerdi.

Bazen bu yemeğin yanına köyün bakkalından yaş üzüm alırdık ve katık yapardık.

Bazen de yolda gelirken yol üzerinde olan cevizlerden dökülenleri toplar çökelik ekmeğin yanında ceviz yerdik.

Yani şunu diyorum, 1964 yılında Tokat köyleri fakirdi.

Henüz yollar yapılmamıştı ve köylere otomobil gelemiyordu.

Tozanlı ırmağının coşkun akmadığı zamanlarda dereden ve ovadan ve düz yerlerden köye bazen kamyonlar gelirdi.

İşte bu şartlarda tam beş yıl kar, kış, soğuk, sıcak demeden ilkokula gittik geldik.

Benim köyümde ilkokula giden on iki çocuktan sadece ben okumaya devam ettim.

Diğer arkadaşlarım yokluktan ve çaresizlikten orta okula bile gidemediler.

O şartlardan okuyarak üniversite bitirdim mühendis oldum ve kendi çapımda ve yeteneklerim kadar bir çok işi başardım.

İşte geriye doğru baktığımda ben o şartlardan nasıl çıktım nasıl başardım diye bazen kendimle gurur duyuyorum.

Bazen de o şartlarda okuyan diğer arkadaşlarımın hiç birisinin okuyamamış olmasına üzülüyorum.

1961 yılı Cumhuriyetin tam 41.yılı olmasına rağmen Cumhuriyet bir çok olayı çözmesine rağmen fakirliği, yoksulluğu ve de adaletli bölüşümü o yıllarda da başaramamış bir modeldi.

O günde düzenden beslenen ve halkın iliğini kemiğini sömüren bir zümre vardı.

Fakirlik üzerinden ve cehaletten o günde oy devşiriliyordu.

Bu günde aynı.

Bu günde o gün kadar olmasa bile fakirliğin başka bir modeli hala toplumu kemirmeye devam ediyor.

Cumhuriyetin kuruluşundan yüz yıl, benim çocukluğumdan altmış yıl geçmiş olmasına rağmen hala fakirlik, yoksulluk ve adaletsiz soygun düzeni devam ediyor.

Değişir mi?

Yüz yılda değişmemiş biz göremedik umutlar yarınlara kaldı.