Ağustos 2, 2021

Yandım, yandın, yandık…

ile mehmet yüceer

Sülalem genel olarak hamam işletmeciliği yapar.

Benim ailemde hamam işletmeciliği yapmıştır, hala da yapmaya devam ederler.

İstanbul Tophane Kılıç Ali Paşa hamamını rahmetli babamın işlettiği yıllarda Fransız televizyonu Anadolu da hamam belgeseli çekmek için Tophane hamamını ziyaret etmiş ve benimle bir mülakat yapmıştı.

Fransız televizyoncudan öğrendiğim bir konu olmuştu.

Yaklaşık iki bin yıldır Anadolu da hamamların olduğunu ve Anadolu’nun bozkır olmasının en büyük nedeninin hamamlar olduğunu söylemişti.

Hamamın büyüklüğüne göre günde en az bir ton odun yandığını ben biliyorum.

Yani kış aylarında ayda kırk ton odun, yaz aylarında da yirmi beş ile otuz ton odun yandığını biliyorum.

Bu günlerde ormanlarımız yanıyor ve iki bin yılda hamam ve ısınmak için kestiğimiz, yok ettiğimiz ormanlarımızdan kalan son parçalar da küresel ısınmanın da etkisiyle bu günlerde yok oluyor.

Bu nottan sonra neden Ege ve Akdeniz Bölgesi yanıyor?

Bu konuda sülalemden bir tanıdığımla sohbet ettiğimde ”Abi bunun nedeni oralarda içki, fuhuş ve çıplaklık çok. Allah cehennemi kitabında tarif etmesine rağmen anlamayan bu insanlara bu bölgelerde Allah cehennemin ne olduğunu gösteriyor” anlamında konuşma yapınca dilim, damağım kurudu, düşündüm düşündüm bir söz bulamadım.

Baktım tansiyonum çıkacak, terbiyem allak bullak olacak bir sebep buldum ve telefonu kapadım.

İnanın yangınları böyle yorumlayan insanlarda bu ülkede yaşıyor.

Oysa ormanın yanması gayet doğal, yangının çıkması bir cam şişeden camdan, teneke kutudan, güneş yansımasından bir sigara izmaritinden ve en yüksek seviyelerden seyreden sıcaklardan çıkabilir.

İnsanım diyen ama insan olamayan, halk düşmanlarının yakması da elbette en büyük etken.

Bunlar olabilir yadırganacak bir yanı yok.

Yadırganan yanı yangını önlemek konusunda devlet yapılanmasının yirmi yıldır bir tane tedbir alamamış olması ve yangını seyretmesi.

Ya da biraz evvel bahsettiğim kafadaki bürokrasinin ”Bu bölgelerin insanı yıllardır CHP’ ye oy veriyor, bırakın yansınlar akılları başlarına gelir de belki yangının sıcaklığıyla cehennemi hatırlayıp içkiyi, çıplaklığı bırakıp gerçeği görür tövbekar olurlar” diyenler de olabilir.

Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin orman yangınları karşısında bu kadar çaresiz, aciz kalıp tedbir alamayışı çözüm üretememiş olması gerçekten akılların alacağı bir durum değil.

Dış ülkelerin yardımlarına muhtaç hale gelmesi acınacak bir durumdur.

Eskiden deprem, sel felaketi, yangın olduğunda dış ülkeler ”Yardım edelim” talebinde bulunduğunda devletin onurunu incitmemek ve koskoca Türkiye Cumhuriyeti sizin yardımlarınız olmadan da bu afeti atlatacak güce sahiptir mesajı vermek için yardımları kabul etmezdi.

Şimdiyse ekonomisi bizim onda birimiz kadar olan ülkeler bile bize itfaiye aracı, uçak gönderiyor.

Bunu da kabul ediyoruz.

Hani çağ atlamıştık, ekonomi şahlanmıştı, dünyanın en güçlü ekonomisini yarattık hamasetini yapanlar şimdi ne yapıyor ve bu durum karşısında hangi psikoloji içinde devleti temsil ediyorlar inanın çok merak ediyorum.

Gece uyku uyuyabiliyorlar mı, yemek yiyebiliyorlar mı, hala gülebiliyorlar mı?

İki bin yılda ısınmak için, hamamlarla ve diğer etkenlerle Anadolu’da yok olan ormanların son kalan parçaları on günde yandı ve koca devlet! güçlü devlet! bunu seyretmekten başka hiç bir şey yapamadı.

Hala yarın çıkıp ”Biz çok güçlüyüz, süper güç olduk, ekonomide şahlandık diyecekler ve onlara inanacak milyonlarca insanın olduğunu bilmekte bu ülkenin sorgulaması gereken bir durum olmalı.