Yıkılmadık ayaktayız diyemiyoruz.
Daha ilk gün yazdım ama herkes için ütopik bir düşünce gibi geldi.
Demiştim ki ”batı ve Akdeniz bölgelerinde bulunan yazlıklar ve boş otellere depremzedeler yerleştirilsin.”
Evet şunu görüyoruz bu bölgede bulunan on beş milyon insan en az %70’i uzun süre belki iki yıl, belki beş yıl çadırlarda ve kendi imkanlarıyla kurdukları barakalarda kalacaklar.
Böyle bir nüfusun en sekiz milyon civarında olacağını görüyoruz.
Çünkü ayakta kalan binaların %60 ı orta hasarlı ve ağır hasarlı çıkacağı için yıkılacaktır.
Bunu nerden biliyoruz böyle bir depremin ivmesinin 0.65 olmasından biliyoruz.
Körfez depreminde ivmesi 0.35′ tir.
Şu anda tablo belli.
On tane şehirden ve 115 tane ilçeden evleri yıkılan, hasar gören on beş milyon insanın arabası olan, birazcık ekonomik durumu iyi olan kısaca dar gelirli olmayan insanlar bu şehirleri terketmeye başladı.
Bu rakam ne kadar bilemiyorum çünkü devletin bu konuda bir hafızası yok bir çalışması da yok.
Tahmini olarak en az üç milyon İnsan İstanbul, Ankara, Kayseri, Konya, İzmir, Antalya gibi illere taşınıyor.
Oralarda çoğunluğu akraba, eş, dost yanına bir kısmı da boş buldukları evlere yerleşiyor.
On milyona yakın insanı uzun süre çadırlarda tutmak ve örgütlü bir yaşam içine sokabilmek mümkün değil.
Devletin kurumlarıyla bu bölgelerde bir yıldan önce toparlanması mümkün değil.
Bu durumda on milyon insanın çadırlarda salgın hastalık, travmalar ve sosyal çalkantılar içine düşmemesi için batı illerindeki boş yazlıklar taşınması ve o şehirlerin boşaltılması gerekiyor.
Batıda ve Akdeniz bölgesinde yaşayan unu, tuzu kuru olanlar bir yıl da yazlığına gitmesin bu dünyanın sonu değil.
Devlet o yazlıklara yerleşen depremzedelerin yazlıkta su, elektrik ve doğal gaz masrafını ödediği taktirde kira sorunu da olmayacaktır.
Bunun bir yasayla düzenlemek mümkün.
Çünkü şu anda durum bunu gösteriyor.
Dünyanın hiç bir bölgesinde bir yıl, iki yıl on milyon insanı çadırlarda tutan bir modelin olduğunu ne duydum ne okudum.
Sosyal patlamalar ve travmalar olmaması için bu yöntemin acil devreye sunulması gerekiyor.
Bunun ilk emareleri de Diyarbakır da görüldü Adalet bakanı yuhalandı.
On tane şehir ve 115 ilçe boşaldıktan sonra bilime inanan ve deprem bilimin, mühendislik biliminin yetiştirdiği değerli akademisyenlere bu şehirler teslim edilmeli ve yeniden planlanmalıdır.
Kurumlar hacıdan, hocadan ve hurafeyle yaşayan bilim dışı kafalardan temizlenmelidir.
Alüvyonlu ve tarım arazileri üzerinde olan şehirler taşınmalıdır.
Tıpkı 1939 yılında Erzincan, baraj dolayısıyla Yusufeli şehrinin taşınması gibi.
Örneğin K.Maraş’da ova tamamen imara kapatılmalıdır.
Zaten deprem şu anda ovada ve tarım arazisi üzerinde olan şehrin %70 ini yıktı kalanların büyük bölümü de ağır hasarlı olduğu için makineler yıkacak.
Bu depremden sonra böyle büyüklükte ve yıkıcı etkisi olacak deprem iki yüz yıl sonraya ötelendiğine göre şehirleri iki yüz yıl sonrasına göre planlamamız gerekiyor.
Bu gün Elazığ Harput, Bursa’nın ilk yerleşim alanı, Assos şehri, Efes antik şehirleri neden dağ yamaçlarına yerleştiyse bizimde bütün şehirlerimizi fay hatlarından, tarım arazilerinden uzaklaştırmamız gerekiyor.
Böyle bir planlamayı ve uygulamayı yirmi yılda bitirilir en azından iki yüz yıl Anadolu depremde böyle bir felaketi yaşamadan huzur içinde yaşamış olur.