Zengin olmak mı ve insan olmak mı?
Bizim eğitim gördüğümüz okullar, öğretmenler insanların sosyal sınıfı, etnik kökeni, inancı ne olursa olsun eşit görmemizi sağlayan bir anlayışı bize öğretti.
Bundan dolayı hayatım boyunca ilişki kurduğum, arkadaş olduğum, dost bulduğum hiç kimsenin inancını, etnik kökenini ve ekonomik sosyal statüsünü merak etmedim.
Sadece dikkat ettiğimiz belli evrensel değerler vardı.
Arkadaş ilişkileri içinde çıkarcı olmaması, kollektif düşünebilmesi, eşitlikçi bir ruh haliyle yaşama bakışı, emeğin en yüce değer olduğuna inanması, dinin ve etnik kökenin insanı insan yapan bir unsur olmadığına inanmış olması bizim arkadaşlığımızın ortak paydası oldu.
İşte bu anlayışımızı on beş yaşından altmış beş yaşına kadar sürdürdük.
Nerede olursa olsun dincilik yapan, dini reklam aracı olarak kullanan, dini siyasete alet eden, etnik kökeni bir üstünlük özelliği olarak görenlerden sürekli uzak durduk.
Ben Türküm en büyük benim veya ben Kürdüm en yüce benim diyenlere mesafe koyduk.
Ben insanım yaklaşımını benimseyenleri kendimize daha yakın bulduk.
Bundan dolayı insanı bu haliyle sevmeye çalıştık.
Mal görgüsüzlüğü yapan, malıyla, mülküyle, arabasıyla kişilik ve konum bulduğunu sananlardan uzak durduk.
Bu tür insanların toplumun kanayan en büyük yarası olarak gördük.
Bundan dolayı arkadaşlarımızın tamamı mütevazi yaşayan, hayata çok sade bir pencereden bakan malıyla mülküyle övünenler olmadı.
Bundan dolayı da çok zengin arkadaşım olmadı.
Olduysa da çok kısa sürelerde oldu.
Uzun süre arkadaşlık yapamadım.
Gene dinci ve siyasal islamcı merhaba dediğim insanlar oldu ama hiç bir zaman dost dediğimiz arkadaşlarımız olmadı.
Geldiğim noktada bu şekilde bir yaşam kurduğum için, çocuklarımı da bu anlayışta gördüğüm için çok mutluyum.
Şimdi ise bu anlayışı ve yaşam biçimini torunlarıma öğretmenin gayreti içinde yaşam yolculuğumuza devam ediyoruz.
Bu şekilde yaşam kuranlara hayata bu şekilde bakanlara selam olsun.