Ecevit’in solculuğu.
DSP il başkanlığı yaptığım dönemde Bülent Ecevit’le tanışma ve çalışma konuşma olanağım oldu.
Ecevit örgüt konularına hiç karışmazdı, örgütlenme konularında Rahşan hanımla çok tartışmalarım oldu, anlaşamadığımız bir çok konu da oldu.
Son günler de Zülfü Livaneli ”Ecevit solcu değildi” anlamına gelecek sözler söyledi.
Evet, Ecevit Livaneli’nin anladığı anlamda solcu değildi.
Çünkü solculuğun tanımını Marksist pencereden bakarak yapmakta mümkün, ulusların kendi şartlarından kaynaklanan toplum sosyolojisine göre de yapmak mümkün.
Solun Çin’de, Sovyetler de, Arnavutluk’ta, Küba da neden farklılaştığını ve neden farklı uygulamalara girdiklerini toplumların sosyal şartlarına göre solun değişkenlik gösterdiğini söyleriz ama bu konu çok uzun ve derin bir konu.
Biz derine gitmeden yüzeyden tekrar Ecevit’te dönersek.
Ecevit 1980 öncesi CHP’de de, daha sonra DSP’ de de hiç bir zaman Marksist solculara sıcak bakmadı.
Hatta ben ilçe başkanlığımda da, il başkanlığımda da eski radikal sol gruplardan ve eski TİP’ den gelen bazı tanıdıklarımı üye yaptığım halde DSP ‘ye üyelikleri kabul edilmedi.
1980 öncesi ortanın solu diye ortaya atılan fikir hiç bir zaman batı ülkelerinde ki sol ve sosyalist partiler gibi bir sol anlayış değildi.
İsveç’te Olof palme, İspanya da Felipe Gonzales, Portekiz de Mario Suraes, Almanya da Willy Brandt ve bir çok sol, sosyalist partilerin tamamı Ecevit’le aynı ekolde siyasetçilerdi ülkelerinde başarılı olmuşlar ve hepsi de sosyalist enternasyonalin üyesidir.
Bu partilerin tamamının esin kaynağı da Marksizm’dir.
Bu ekolün içinde olan Ecevit ise ülkesinde iktidarı ucundan da olsa yakalamıştır fakat başarılı olamamıştır.
Neden başarılı olamayışı da çok uzun bir yazı konusu.
CHP’ nin ortanın solu ve DSP’ nin demokratik solu ise Türkiye gerçeklerinden ve ülkenin sosyolojisinden kaynaklanan ve Makrsizmden esinlenmemiş bir yaklaşımdır.
Ecevit’e ”Solun neresindesin” diye sorulduğunda ”Türkiye gerçeklerinde halkımız ne kadar sol istiyorsa biz o kadar solcuyuz” demiştir.
Yani DSP ve Ecevit hiç bir zaman Marksist solcu olmamıştır.
İnsan arasında ayrım yapmayan sosyal adaleti en üst düzeyde savunan, sınıf sendikacılığına ve toplumuna karşı olan, ırklar ve inançlarda ayrım yapmayan, eşitlikçi, hakça bölüşümü savunan kendine özgü ulusalcı bir anlayışın adı Ecevit solculuğu olarak tarif edilebilir.
Bunun ötesinde Livaneli kendi penceresinden baktığında haklıdır, Ecevit onun anladığı anlamda solcu değildir.
Bir başka konu Ecevit için söylenen ”Bir bölen” yakıştırması.
12 eylül askeri darbesi olduğunda CHP askerler tarafından kapatıldığında Ecevit yalnız bırakıldı.
Ecevit hapse atıldığında her türlü yalnız bırakıldı.
Ecevit hapisten çıktığında milyonları taksime toplayan Ecevit’i ceza evi kapısında Rahşan hanım ve bir kaç gazeteci karşıladı.
Yani Ecevit’ler duygu yüklü ve duyguyla yaşayan insanlardı.
DSP’nin kuruluşu oralardaki yalnızlıktan çıkan, küsen, darılan ve duygularıyla yaşayan Ecevit’ler aslında DSP’ yi kurarken belki de Türkiye siyasetinin, özellikle sol yanın dağınık olmasında etkileri olmuştur.
Duygu ve insani açıdan bakıldığında ise 1980′ de Ecevit’i yalnız bırakanların hiç mi suçu yoktu?
Onlar, kolay yoldan solculuk yapanlar ve zorluk görünce kaçanları DSP iktidar ortağı olduğunda tekrar kapılarına dizerek DSP üzerinden intikam da almış oldular.
İşte ben işin bu yanını çok doğru bulmuyorum, eğer Ecevit’ler orada duygularıyla ve yalnız bırakılmış olmanın intikamıyla DSP’ yi kurmayıp CHP’ de ısrar etselerdi daha doğru olurdu düşüncesine ben de inananlardanım.
Hatta bu konuyu Rahşan hanımla konuşma olanağını da buldum.
Biraz kırgınlık, biraz intikam ve had bildirme duygularının özellikle Rahşan hanımda yoğun olduğun gördüğümü söyleyebilirim.
Yani sonuç olarak yaşanmış, gelmiş, geçmiş ama Ecevit hümanist, nazik, sevecen, dürüst, namuslu bir siyasetçi olarak herkesin saygı gönlünde yerini almıştır.
Tekrarlarsak, O 1980 öncesi CHP’ yi de, DSP’ yi de sosyalist enternasyonale sokmadı çünkü sosyalist enternasyonaldeki partilerin esin kaynağı Marksizmdi.
Bu konuyu kısa anlatmak çok kolay değil ama siyasi teknik ayrıntılara girmeden Ecevit’in solculuğunu böyle görmek mümkün.
Ecevit Türkiye gerçeklerinde solcudur ama evrensel anlamda solcu olduğunu söylemek için Marksist olması gerekir, Ecevit evrensel solcu değildir. sadece ve sadece Türkiye geçeklerinin solcusudur onu da demokratik sol ve ulusal sol diyerek otoriter solculuğu ve evrensel solculuğu reddetmiştir.
Mehmet Bey, top çevirmeden doğrudan sadede gelen yazı üslubunuzu beğeniyorum, lakin Ecevit’e biraz haksızlık etmişsiniz zannımca. Evrensel solculuktan kastınız sosyalist ve komünist olmaksa ; haklısınız Ecevit değildi. Ancak evrensel sol değerlerin (emek, özürlük, dayanışma, hakça paylaşım gibi) tamamını benimsemiş ve özümsemiş birisiydi. Takdir edersiniz ki her ülkeye uyan standart bir kalkınma programı olamaz; ülkeler kendi kaynak ve koşullarına uygun modeller geliştirebilir, emek ve paylaşım ile insan haklarına saygılı olması koşuluyla. Uygulamadaki eksiklikler elbette eleştirilebilir. Türkiye gibi ülkelerde demokrasi kültürünü yeşertebilmek çok zordur ve maalesef bir miktar yol almıştık ama başaramadık ve kazanımların çoğunu da kaybettik. Umarım birgün karşılıklı sohbet etme imkanı bulabiliriz. Sizi izlemeye devam. Saygılarımla… Ecevitlerin mekanı cennet olsun 🙏
Murat bey biraz geç oldu kusuruma bakmayın, Ecevit’in evrensel sol dediğimiz ve solun çıkış noktası kabul edilen Fransız devrimi ve daha gelişmiş haliyse Marksizm anlamında Marksist unsurlara Ecevit sürekli mesafeli durdu. En basit örnek 80 öncesi mitinglerde sosyalist gruplar miting alanlarında yer alırdı ve ”Tek yol devrim” diye slogan atıldığında onlara çok sert karşılık verir ve ”tek yol halk” derdi. Oysa halkın solculuğu veya sola eğilimi dün neyse bu gün de aynı. Bizim halkımızın %90’ı emekçi olmasına rağmen solun emekçilerden yana bir ideoloji olduğunu hiç anlamdan tamamen etki altında dini refleksiyle sola bakmıştır. Solun ilerici devrimci ve yeniliklere açık bir anlayış olduğunu bir türlü anlamamış, içine sindirememiştir. Ecevit böyle bir halka dönüp ”onlar nereye kadar solcuysa ben o kadar solcuyum” demesini çok anlamamışımdır. Bir de ABD ve batıyla olan ilişkilerinde çok net ve sert çıkışlar yapması, ince diplomasiden uzak tavırlar sergilemesi sonucunda batının ve ABD’ nin çok sert tepkisi sonucunda iktidarda uzun süre kalamamıştır. Bu da onun ince diplomasiden uzak olması ve ABD ve batıyla beraber yaşamanın gereklerini yerine getirmekte başarısız olduğu anlamında iktidar olmayı başaramamıştır demek istedim. Şimdilik bu kadar teşekkür ederim.