Ocak 12, 2022

Enes Kara ”Kral çıplak” dedi ve ölüme atladı.

ile mehmet yüceer

Lütfen empati yapalım.

Farklı inançlarda dört kişi bir araya geldiğinde şöyle sohbet edebilir mi?

A kişisi:……………………………………………………………..

Ben şeriatçıyım, düşündüğüm modelde hırsızlık yapanın eli kesilecek.

Erkekler dört kadına kadar alacak.

Mirastan erkek iki kadın bir alacak.

Boşanma erkeğin ” boş ol ” demesiyle sonlanacak.

İdam suçların büyük çoğunluğunda uygulanacak.

Bankalar sıfır faizle çalışacak, faizle iş yapan idam edilecek.

Kadın kocası kardeşi, olmadan sokağa çıkamayacak.

Kadın okumayacak ve çalışmayacak.

Sakalsız erkek sokağa çıkamayacak. İçki üreten ve satan yakalandığında idam edilecek.

Plajlar, meyhaneler, eğlence yerleri, barlar, sinemalar, tiyatrolar kapatılacak.

Kadınların denize girmesi yasaklanacak.

Namaz saatinde bütün iş yerleri kapalı olacak.

Tatil cuma günü olacak.

Okullarda sadece erkekler okuyacak.

Kızların okuması zaten yasak.

Felsefe ve bilimsel eğitim okullardan kaldırılacak.

B kişisi:……………………………………………….

Ben dine inanmıyorum.

Dinlerin insanlığa mutluluk getirmediğini biliyorum.

Dinlerin olduğu her yerde savaş, kan ve göz yaşından başka bir şey olmadı.

Dinin öne çıktığı, bilimin geri düştüğü her ülke geri kalmıştır ve sürünmektedir.

Dinlerin vahiy olmadığını biliyorum. İnsanı Allah’ın değil, Allah’ı insanların yarattığını ve uydurduğunu biliyorum.

Bunun için Sümerden bu güne dinler tarihini, mitolojileri okudum.

İnsanlığını kurtuluşu inanmakla değil, bilmekle olur.

İnsanlık iki yüz elli bin yıl önce Homosapiens ve Neandertal olarak yaşamış ve sadece avlanıp, toplayıp yatıp uyumuştur.

Ne zamanki bilim adamları ve bilime dayalı teknolojiler ortaya çıkmış insanlığın iki yüz elli bin yılda yapamadığı gelişmeyi son iki yüz yılda yapmıştır.

Bugün James Webb teleskobu bir buçuk milyon kilometre mesafede evrenin on milyar ışık yılı öncesi oluşumunu inceleyecek noktaya gelmiş.

Hubble teleskobu ise 547 kilometrede birçok yeniliğin önünü açmışken James Webb teleskobu daha da ileri götürecektir.

Belki uzayın sonsuz derinliğinde, sonsuz sayıdaki galaksiler içinde yaşanabilir yeni dünyalar bulunacak.

Otuz yıl sonra Marsa koloniler kurmanın planları yapılıyor.

İnsanlık Marsa taşınacak, belki başka bir gezegene yerleşecek.

Bu gelişmelerin hiçbirisi dinlerle olmadı, bilimle ve bilim adamlarıyla oldu.

Bütün bu gelişmelerin önünü açan Aristo, Sokrates, Platon, Farabi Ammar, Harizmi, Galileo, Lavoisier, Newton, Maria Curie ,Hegel, Marks, Einstein, Stephan Hawking ve binlerce bilim adamıdır.

Her yeniliğin karşısına dinler ve din adamları çıkmıştır.

Dinler evrenin M.Ö 4000 yılında oluştuğunu söylerken, bilim büyük patlamanın on beş milyar yıl önce olduğunu ve dünyanın yaşının beş milyar yıl olduğunu ispatlamıştır.

Bilim, canlı dediğimiz ilk organizmanın dinlerin dediği gibi dört bin yıl önce değil milyonlarca yıl önce oluştuğunu ispatladı.

Bilimsel çalışma yapan birçok bilim insanı (kadın-erkek) din adamları tarafından ya asıldı, ya giyotine gitti, ya yakıldı veya faili meçhul oldu.

Bundan dolayı ben dinlere ve uydurulmuş mitolojik hikâyelere ve Allah’a inanmıyorum.

Bundan dolayı ben her şeyin bilimle ve insanla çözüleceğine inandığım için insanlığın dine ve uydurulmuş gerçek olmayan Allah kavramına inanmıyorum.

C kişisi:……………………………………………………………………………

Aslında ben A kişisine de, B kişisine de, C kişisine de itirazım var.

Evet dinlere ben de inanmıyorum ve dinlerin uyduruk mitolojik hikâyeler olduğunu biliyorum.

Bilim aydınlığına bu günün gelişmiş insan oluşmasına çok büyük katkısı olduğuna inanıyorum.

Evrenin sonsuzluğunda işleyen büyük dengenin, doğa kânunları ve fizik kânunlarıyla açıklamak mümkün değil.

Bu dengeyi sağlayan bir Tanrı ve çok büyük güç olduğuna inanıyorum.

Bundan dolayı ben B’ ye katılıyorum fakat itirazım var ama A’ ya hiç katılmıyorum.

Ben Tanrıya inanıyorum fakat dinlere inanmıyorum, hepsinin uydurulmuş mitolojik hikâyeler olduğunu biliyorum.

Çünkü ben deistim.

D kişisi:…………………………………………………………………..

Ben A’ya da, B’ye de, C ye’ de itirazım var.

Bugün hiç kimse Allah yokta, varda ,dinler gerekli de gereksiz de diyemez.

Benim Allah’ın varlığından ve dinlerin gerekli mi, gereksiz mi olduğu konusunda fikrim net değil Çünkü ben Agnostiğim.

Şimdi bu dört kişinin bir masada oturup yediğini, içtiğini inançlı A kişisinin alkol içmediği, diğerlerinin bazılarını alkol aldığını ve bu doğrultuda sohbetin uzun uzun devam ettiğini düşünelim.

İşte böyle bir ortamın adına özgürlükçü, hoşgörüye dayalı laik demokrasi diyoruz.

Bizim ülkemizde bugün A tipi, B’ yi, C’yi ve D’yi düşman görüyor.

B, C, D ise, A ile mümkünse bir araya gelmiyor.

Çünkü böyle dört kişinin bu doğrultuda tartıştığı bir ortam ülkemizde yok olalı yıllar oldu.

A, A’ ile , B, B ile , C, C ile, D,D ile oturup konuşuyor ve farklı fikirler bir araya gelmiyor, gelemiyor.

Tıp öğrencisi Enes Kara’nın intiharında gördük ki ülke bitik.

Enes diyor ki, ” Lise ikiden beri inançsızım ama beni zorla Sünni inancının dinci tarikat yurduna hapsettiler ve inanmadığım konular bana dayatıldı ben de intihar ettim. ”

Açıklamasının tercümesi bu.

Bu çocuğumuz o tarikat yurdunda ona ders veren dincilere ” Ya hocalar ben inanmıyorum, bunları bana anlatmayın ” diyebildi mi?

Hayır.

O çocuk arkadaşlarına ”Arkadaşlar beni dindar diye görmeyin ben sizin inandığınız dine inanmıyorum diyebildi mi?

Hayır.

İşte o çocukların özgürce inançlarını veya inançsızlıklarını korkmadan söylediği rejimin adı özgürlükçü, solcu demokratik Cumhuriyetle olacaktır.

Enes Kara gibi enaz üç milyon genç dincilerin elinde, çoğu tıpkı Enes gibi inanmadıkları bir yaşam biçiminin baskısı altında.

Belki de Enes gibi inanıyor gibi yaparak büyük psikolojik travmalar altında yaşamaya devam ediyorlar.

Bundan dolayı tarikat yurtları kapatılmalıdır ve bütün öğrenci yurtları kamulaştırılmalıdır.

Yurtlarda hiçbir dini inancın eğitiminin yapılmasına izin verilmemelidir.

Gençler korkusuz, baskısız ortamlarda büyümelidir.

Eğer bu yapılmadığı taktirde yüz bin kere yazdık, söyledik bir daha bir daha söyleyelim sonumuz Afganistan olur.

Eğer bu kafayla gidilirse bu ülke tarikatlar arası savaşın olduğu tipik bir orta doğu ülkesi olur.

Enes Kara’ nın ölümüne ağıtlar yakmak yerine onun ölüme giderken yürekli bir şekilde ” Kral çıplak” haykırışına kulak vermek gerekiyor.