Şubat 8, 2022

Ülkeyi terk edenler yanlış yapıyor.

ile mehmet yüceer

Bu ülke, ülkesini sevenlerin ortak yaşam alanıdır.

Ülkesini ve halkını sevmeyenlerin ise soygun alanı.

Benim çocukluğumda fakirlik vardı. Köylerde elektrik ve okul yoktu.

Sefalet olmasa bile, insanca yaşanabilir bir ortam yoktu.

Yıl 1958-1970 yılları arası Tokat -Almus Değeryer köyü.

Yani bizim neslimiz fakirliği, yokluğu, yoksulluğu, yamalı ceket- pantolon, kara lastiği gördü.

Tamam bu günde ülkede sosyal, siyasal alanlarda baskılar var, fakirlik var.

Demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü sorunları var.

Ayrıca her zamandan daha can sıkıcı ve bezdirici yaşam pahalılığı var.

Bütün bunlardan sonra ülkeden kaçan kaçana.

Vay efendim şu kadar doktor istifa etti, şu kadar mühendis yurt dışına gitti haberlerini okuyoruz.

Bu ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik sorunları benim aklımın erdiği 1965 yılından bu yana hiç bitmedi.

Bütün bunlar olurken, doktorun, mühendisin ve toplumun diğer katmanlarındaki insanların ülkeyi terk etmelerini haklı bulmuyorum.

Evet zorluklar, sıkıntılar var ama sen okumuş, yazmış, eğitim görmüş topluma öncülük edecekken sen ülkeden kaçarsan ben bu karara saygı duymuyorum.

Evet sıkıntı büyük ama açlıktan ölecek de değilsin.

Bu ülkenin bugün yaşamış olduğu sıkıntılar en üst düzeyde olabilir ama senin ülkeyi terk etmen için bunlar neden olmamalı.

Bundan dolayı, şu kadar doktor yurt dışına gitti haberlerine çok üzülüyorum.

Ayrıca gidiş sebeplerini de haklı bulmuyorum.

1989 yılında SSCB dağılınca oradan doktorların, mühendislerin ve akademisyenlerin ülkemize geldiğini hatırlıyorum.

O gelenlerin hiçbirisi burada kalmadı, bugün dağılmış Sovyetler Birliği ülkelerinde yaşamlarını sürdürüyor.

Bugün ülkeyi terk eden doktor, mühendis ve diğer yurttaşların gidişi olmuştur ama en büyük dileğim dönüşlerinin en kısa sürede olmasıdır.

Onları bu duruma düşürenlerin de oturup ” Ülkeyi bu hale nasıl getirdik? ” diye öz eleştiri yapmalarının zamanı geldi de geçiyor.

Bununda yolu halkın yükselen tepkisinin sosyal patlamalara sebep olmadan, seçim sandığının önlerine konulmasıdır.

Sandık gelmez de başka arayışlara girilirse işte en büyük sıkıntı bu olacaktır.

Son yıllarda iyice toplumun sosyal yapısı heterojen hale gelmiştir ve sosyal katmanlar arasında derin uçurumlar oluşmuştur.

Ülkeyi yönetenlerin bir an önce bu durumu görmesi gerekiyor.

Ülkeyi kendi çıkarlarından daha çok seviyorlarsa, halkın yükselen tepkisinin önüne geçilmesinin tek yolu sandıktır.

Sandık hem ülke için, hem de ülkeyi sıkıntıya sokanlar için bir rahatlama ve çözüm yoludur.