Gözlerinizi kapayın dua edin…
Dünyada yüzyılın başında emperyalist ülkeler başka ülkelerin kaynaklarını ele geçirmek için askerî darbeler yapar veya işgal ederdi.
Bugün ise bunun yerine kendine yakın bir adam bularak bu işi yapıyor.
Bakıyor, araştırıyor, gerekirse yetiştiriyor adamını buluyor, satın alıyor ona bir parti kurduruyor.
Ülkenin en zayıf ve tutulabilir dalı ya din ya da milliyetçilik oluyor.
Hangisi tercih ediliyorsa soygunun ön tarafına din veya milliyetçilik perdesi çekiliyor.
Perdenin arka tarafında soygun yapılıyor.
Öncelikle seçtikleri kişinin tek adam olması için ve tek imzayla ülkenin bütün kaynaklarını satabilecek anayasa, yasa ve yönetmelikler yapılıyor.
Ülkenin satılmasının önünde duran ne varsa yok ediliyor.
Ordu, yargı, STK ve diğer direnen kurumları yok ediliyor.
STK, basın içinde direnen öncüler ya öldürülüyor, ya da hapse atılıyor.
Bütün bunlar halledildikten sonra ülkenin öncelikle haberleşme ağları satın alınıyor.
Basını, medyası satın alınmış adamlar tarafından dolduruluyor.
Daha sonra enerji ve askerî tesisler satın alınıyor.
Ülkenin yolları, köprüleri, dağları, madenleri, ormanları ve bütün stratejik kurumları tek tek satılın alınıyor.
Halkın bunu görmemesi için eğitim sistemi dinselleştiriliyor.
Soygun perdesinin daha kalınlaşması için dinselleşmiş eğitimden çıkanlar o perdeye kol kanat geriyor.
Böylelikle soygun perde arkasında daha iyi yapılıyor.
Bunun dışında ülkenin ne kadar akıllı insanı yani doktoru, mühendisi ve diğer alanlardaki yetişmiş beyinleri emperyalist ülkelere kaçırılması için psikolojik yıldırma programları uygulanıyor.
Bu yöntem çok çeşitli ama en başında maaş azlığı, sopa ve diğer baskıcı yöntemeler olabiliyor.
Ülkenin tarımını yok etmek için kendilerinin yetiştirdiği GDO’ lu ürünler sömürge ülkelere kakalanıyor.
Böylece halkın sağlığı bozuluyor ve kendi ilaç firmalarıyla devasa paralar kazanıyorlar.
Elbette bu soygundan gelen paraların bir kısmı ülkeyi yönetenlere veriliyor.
Hastane sahipleri onlar oluyor.
Ülkenin tarımı, meyvesi, sebzesi, buğdayı, arpası, mercimeği, nohutu zeytini, hurması yok ediliyor.
Satın alınmış ve ülkeyi uçurduğunu iddia eden adam bile bir süre sonra bir bakıyor ki kara perdenin arkasında yapayalnız kalmış.
Onu kullananların ülkeyi yok ettiğini, talan ettiğini farkediyor ama iş işten geçmiş oluyor.
Çünkü ne yaparsa yapsın içine düştüğü bu bataklıktan çıkması mümkün görünmüyor.
Tıpkı Kenya da olduğu gibi.
Ülkenin kurucu lideri Kenyatta bu soygunu görmüş ve demiş ki, ” Emperyalistler ülkemize geldi, elimize İncil’i verdi gözlerinizi kapatın dua edin, kurtuluşun yolu İncil dediler. Biz de onlara inandık. Gözlerimizi kapadık dua ettik, gözlerimizi açtığımızda bir de baktık ki ülkemizin bütün kaynakları emperyalistlerin eline geçmiş, açlığınızın, yoksulluğumuzun yanında sadece İncil elimizde kalmış. ‘
İşte Kenya’nın başına ne gelmişse emperyalizmin hedef aldığı bütün ülkelerde bu yaşanmaktadır.
Bu yazıdan esinlenerek ”Ne kadar da bizim ülkemize benziyor ” demeyin, çünkü ben Kenya’yı yazdım.
Emperyalizm nedir? (Benim yorumlu tarifim): Kendi kaynaklarıyla kalkınmasını sağlamak yerine başka ülkelerin kaynaklarına göz diken, işgal eden, alan, satan ve o ülkelerin kaynaklarını kendi ülkesine aktararak kalkınmasını sağlayan her ülke emperyalisttir.